Parisin kopamadığı klişeler var. Aşıklar şehri olması bir yana, romantizm ve devasal binalardan dolayı masalımsı bir havaya bürünüyor gözlerimizde.
Aslında bu klişelerden kopması gerekiyor mu emin değilim? Klişeler çok mu sıkıcı bilmiyorum. Ben Parise çok kez gittim. Ve her gittiğimde ayrı heyecanlandım.
Her gittiğimde farklı şeyler sindirdim içime.
Klişeler kadar var açıkcası. Kafamıza yerleşmiş Paris mekanlarından ziyade bu kez yine, her zaman ki olduğu gibi kendi Paris'imi keşfetmeye çıktım.
Sonra ne mi oldu?
Ah mon amour, c'est la vie c'est la vie diye çaldı kulaklarımda.
Bence gerçekten hayatımızda hep bir fon müzigi eksik.
Ve ben gizli saklı kalmış bir kitapçı keşfettim.
Kitapcıyı işleten monsieur ise sanki filmlerden fırlamış ve masabaşına yerleştirilmişti.
Ben böyle anlarda saçma bir duygusallığa giriyorum. İçeri giren çıkan müşterileri izledim durdum bir ara. Ufacık bir yer. Sıkış tepiş olduk. Kimsede bana öte git demiyor. Kitapçı monsieur mutlu orda. Evet, yıllarca o işi yapıyor. O adam kitapçı. Ve gelen müşterileri benim gibi yeni keşiflere çıkmış olanlar değil. Yerlisi. Monsieur adına çok sevindim.
Gelen müşterilere daha da çok sevindim. Yaşlı bir monsieur eksikti hayatımda herhalde.
2 kitap aldım.
Merci Madammmeee dedi bana - gülümsedim.
De rien diye cevapladım.
Sonra bonjour monsieur deyip el salladım...
O Monsieur var ya, benim turist olduğumuda anladı ayrıca!!!









